-Ferda olacak. Kızın adı Ferda olacak anlıyor musun? Fatma öyle istiyor madem...
Bir çocuğa, yeni doğmuş bir bebeğe isim koymak gibi bir şey bu.
''Ben ezan okumayı bilmem.'' dedi soldaki genç.
Orada bir tek genç vardı zaten.
''Kolay'' dedi ''tekbir getir önce.''
Defterin orta yerini açmış bunları yazıyordu kızıl kalemle. Kızıl kalemle, kızıl kalemle, kızıl kalemle...
Yeni yetme bir türkücü Mektebin Bacalarını söylüyordu.
''Kirpiğin kaşına da değdiği zaman...''
İçeriye bir kız girdi falan...
Zaten bütün kızlar içeriye girmez mi öykünün bir yerinde?
-Ferda olsun mu senin adın?
-Yazel* olsa olmaz mı?
-Kaç satır sonra gideceksin?
Birbirlerinin yüzlerine baktılar uzun uzun.
-Beş...
-O zaman doldururum ben de satırın her yerini. Boş yer bırakmam hiç. Ne kadar çok kalırsan o kadar çok severim seni. Gitme, gidince çayın soğuyor. Kapı cereyan yapıyor, boşver gitme. Kapıcı gelecek, çöpü soracak. Çöpü vereyim gitsin, sen gitme. Sen modayı sevmezsin, gitmek moda, gitme. Radyonun sesini açarım, mürekkep biter kalemi değiştiririm, kahveyi sade seversin, ben de severim söz..
Ama gitme.. Gidersen.. Eylüle dönerim..
*Yazel: Sıcak rüzgar'mış.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.